1 Şubat 2013 Cuma

Türk Sinemasında Sosyal Meseleler



Türk Sinemasında Sosyal Meseleler’de 10 makale yer alıyor. Makaleler Namık Kemal Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Ensar Yılmaz’ın editörlüğünde bir araya getirildi. Türk sineması üzerinden Türk toplumunun yaşadığı dönüşümleri inceleyen bu makaleler, farklı disiplinlerde çalışma yapan uzmanlarca yazıldı. Türk Sinemasında Sosyal Meseleler ‘de; göç, şehirleşme, iktidar, yabancılaşma, ağalık, inanç ve devrimcilik kavramları üzerinde duruluyor.

Kitapta; Gelin, Düğün, Diyet, Bir Zamanlar Anadolu’da, Züğürt Ağa, Hababam Sınıfı, Arkadaş, Sarı Mercedes, Issız Adam, Sonbahar gibi nitelikli Türk filmleri inceleniyor. Türk toplumundaki dönüşümlerin sinemaya etkilerini ortaya koyan bu çalışma sosyolojik açıdan önemli bir başvuru kaynağı olmaya aday...

Makaleler

1. Gelin / Düğün / Diyet Filmlerinin Toplumsal Morfolojisi ve Politik Perspektifi - Ensar Yılmaz

2. Türk Sinemasında Yurtdışına Göç Olgusu - Mehmet Anık

3. Marjinal Yabancılaşma ve “Gölge Oyunu” Filminin Sosyolojik İmkânları - Ali Öztürk

4. Türk Sinemasında Din Adamı Tiplemesi ve Değişen Din Adamı İmajı - Coşkun Dikbıyık

5. Züğürt Ağa Filminde Göç Olgusu ve Ağalık Kurumunun Tasfiyesi - Havanur Ergün

6. 2000 Sonrası Türk Sinemasında Devrimcilik Olgusu - Rıza Oylum

7. 1960-80 Arası Türk Sinemasında Gecekondu Olgusuna Bir Bakış - Arkın Hürtaş

8. Hababam Sınıfında İktidar/Otorite veya Patriarkal Yapının Sosyo-Politik Övgüsü - Ensar Yılmaz / Oğuz Han Metin

9. Türk Sinemasında Bitkisel Öğeler - Evren Cabiİ / Burçin Çingay

10. “Bir Zamanlar Anadolu’da” Sinemasal İmagodan Kürevî Sosyolojik Kodlar - Mehmet Doğan

16 Ocak 2013 Çarşamba

Diriliş - Lev Tolstoy

"Diriliş", Tolstoy'un senelerden beri bir çok dilde defalarca basılan, milyonlarca insan tarafından okunan, onun adını ölümsüzleştiren en büyük eserlerinden biridir. 'Diriliş' bir vicdan azabının hikayesidir. Genç ve yakışıklı bir asilzade olan Nehludov, güzel hizmetçi kızı Maslova'nın karşısında ihtirasının emrini dinlemiş, vicdanın sesini duymamıştı. Yıllar sonra hayat onları yine karşılaştırınca Nehludov'un acı hakikati görmesiyle birlikte vicdanı uyanır. Manevi ölümden sonra dirilir, yeniden hayata kavuşur.

Tolstoy’un inanılmaz gözlem gücünü ve hassas duyargalarını toplumsal eşitsizliğe, üst sınıfların kalpsizliğine ve suçluluk duygularına ve Çarlık Rusyası’nın acımasız bürokrasisine yönelttiği en eleştirel romanıdır Diriliş. “Diriliş’i bir seferde okudum. Çarpıcı bir eser... En ilginç kahramanlar, prensler, generaller, ihtiyar hanımefendiler, köylüler ve mahkûmlar... Ne usta bir kalemi var Tolstoy’un. Romanının ise sanki sonu yok.” Anton Çehov (Menşikov’a mektup,1900)

Lev Tolstoy’un yıllar süren buhranlı bir dönemden sonra tamamladığı bir yapıt Diriliş. Prens Nehludov, askere gitmeden önce, halalarının evindeki güzel ve zeki evlâtlık Katya’yı baştan çıkarır. O günden sonra da kızı bir daha arayıp sormaz. Katya, bu buluşmadan gebe kalır; ancak çocuğunu doğurduktan sonra kapı dışarı edilir. Güzel Katya’nın bundan sonraki hayatı, genelevden zindana uzanan bir düşüşün hikâyesidir.

Yıllar sonra Prens ile Katya, beklenmedik bir biçimde karşılaşırlar: Prens, jürisinde görev aldığı bir mahkemede, birini zehirleme suçuyla yargılanan Katya’yı karşısında görünce derinden sarsılır. Bu sarsıntı, kendi içinde büyük bir değişimin de başlangıcı olur. Büyük günahını bağışlatmak için hayatını baştanbaşa değiştirmeye koyulur. Yaşadığı şatafatlı hayatın bütün zincirlerini kırar.

Tolstoy, kendi öz düşüncelerini yüklediği Prens Nehludov’un bundan sonraki hayatını büyük bir incelikle yönlendirir. Dış süslerden, gereksiz aşırılıklardan temizlenmiş bir ruh, ancak aşk yolunda, bağışlama ve bağışlatma yolunda, kendini başkaları için feda etme yolunda kurtuluşu bulabilecektir. Tolstoy, kişinin yeniden Diriliş’ini kusursuz bir roman yapısı içinde işler. Diriliş, yazarın olgunluk döneminde kaleme aldığı, Rus ve dünya edebiyatının temel taşlarından biridir.

On Bir Dakika - Paulo Coelho

Paulo Coelho, dünyanın en eski mesleği üzerine kurulu bir aşk masalı olan son kitabı "On Bir Dakika"yı cesaretinin bir ifadesi olarak kaleme aldığını söylüyor. Söz simyacısı Paulo Coelho, bir dergide yayınlanan yazısında "Kitaplar yalnızca bilgi edinmeye değil, yazarın bakış açısını ve deneyimlerini paylaşmaya da yarar. Seks insanın çelişkilerini yaşayabilme, kişiliğini ve teslim olma arzusunu gösterme cesaretidir" diyor.

Yazının tamanını Portekizce aslından İlknur Yılmaz çevirdi. "Edebiyat doğdu doğalı, dünyada pek çok yazar seks üzerine yazdı. Mısır'dan Yunanistan'a, Japonya'ya dek her yerde, insanoğlunun kafasını en fazla meşgul eden konulardan biridir bu. Daha önce seks hakkında milyonlarca kitap yayınlanmış olmasına rağmen, hala ne olduğunu tam olarak anlayabilmiş değilim. On Bir Dakika'nın da ötekilerden daha iyi olacağına inanmıyorum, çünkü seksin özünde, hayal dünyamızı zenginleştiren bir yalan vardır. Hata yapmaya cesaretimiz olduğunda, ancak o zaman, hissettiklerimizi dürüstçe ortaya koyabiliriz.

Biz erkekler, kadınlara şunu söyleyecek cesaretten yoksunuz: Bana bedenini öğret. Oysa kadın, zaman zaman dile getirir bunu: Beni öğren. Hayatımın akışı içinde, seksi farklı şekillerde yaşadım: Bir kadının, iyi sayılmak için her şeyden önce 'bakire' olmasının gerektiği, tutucu bir dönemde doğdum. Cinsel devrim adına, doğum kontrol haplarının ve gelecekte vazgeçilmez hale gelecek olan antibiyotiklerin yaygınlaştırılmasına yardım ettim. Bugün her konuda önümüzde bir örnek olduğuna ve bu örneği izlersek güvende olacağımıza inanıyoruz. Gerçekte, bir dizi yalanı birleştirerek, bir 'seks modeli' yarattık: Vajinal orgazm ve en önemlisi, erkeklik gücü var bunun içinde. Bu bakış açısı, sonuçta doğal olarak milyonlarca silik, mutsuz, suçluluk duygusuyla dolu, yorgun insan doğurdu.

Seksi Yazmak...

Kendi dünyasını yansıtmak, her yazarın doğasında vardır. Yazmayı en çok istediklerim arasında, seks üzerinde bir kitap da vardı. Başlangıçta, iki cins arasında, ideal bir ilişki düşünüyordum. İki kişinin arasında farklı çatışmalar yaratmayı denedim, ama bir türlü olmadı. Ne zaman ki, kitabın mihenk taşı olabilecek hayat kadınını tanıdım, o zaman öyküyü neden geliştiremediğimi anladım. İlahi seksten söz edebilmek için, hepimizi ürküten noktadan, hata yapma korkusundan yola çıkmak gerekiyor. On Bir Dakika cinsel hayatın gizemini, kadını ve erkeği anlatan bir elkitabı değildir. Yaşadığım hiçbir şeyi yargılamadan, kendi yolculuğumu analiz ediyorum bu romanda. İki bedenin tensel buluşmasının, uyarılara verilen basit bir yanıttan çok öte olduğunu öğrenmem uzun zaman aldı. Aslında seks, kendinde insanlığın bütün kültürel birikimini taşır.

Cinsellik Aşktır

Seks, yalanın doğal karşılandığı bir konu. Cinselliğin adına aşk dediğimiz, manevi bir enerjinin yansıması olduğunu kolayca unutabiliyoruz. O halde, at başı giden, iki uç noktayı uyumla bir araya getirmek zorundayız: Kasılma ve gevşeme. Bu iki zıtlığı nasıl birleştireceğiz? Hata yapmaktan korkmayarak...

İki kişi karşılıklı olarak, samimiyetle zevki ararken, bedenin bir yay gibi gerildiğini hissederiz. Ama ruh, sonunda, fırlatılan bir ok gibi rahatlar. Beyin, kendini kalbe teslim ederek, olayı yönetmekten vazgeçer. Ve kalp de karşı tarafın dikkatini çekmek için bütün yeteneklerini kullanmaya başlar: Mırıldanma, koku alma, görme, işitme, zevk; ilahi bir kendinden geçiş. İşin ilginç tarafı, cinsel ilişki sırasında insanların çoğunun sadece 'konuşma' ve 'görme' duyularından yararlanmalarıdır.

Eğer taraflardan biri kendini tamamen bırakırsa, ötekinin direnişini kırar. Çünkü bu teslimiyetin bir anlamı vardır: Sana güveniyorum. Bu sırada, gerçek cinsel enerjinin ortaya çıkışı, bir oyuna dönüşür. Yalnızca 'erotik bölgeler'e değil, bedenin tümüne, saç diplerine, cildin her hücresine yayılır. Artık öteki beden iyice tanınmış, onunla uyum sağlanmıştır ve tenin her zerresi farklı bir ışık yaymaktadır. Bu noktadan itibaren, atalarımızdan kalan, insana yeniden doğma fırsatını veren bir ritüel başlar.

Bu ritüele katılmak için, kendinizi yepyeni, dünyevi bir hazza bırakmaya hazır olmalısınız, bunu arzulamalısınız. Kitaplar yalnızca bilgi edinmeye değil, yazarın bakış açısını ve deneyimlerini paylaşmaya da yarar. Seks her şeyden önce, insanın çelişkilerini yaşayabilme, kişiliğini ve teslim olma arzusunu gösterme cesaretidir. İşte On Bir Dakika'yı bunun için yazdım. Hayatın bana öğretmek istediklerinin ne kadarını almaya cesaretim olduğunu, kendi kendime gösterebilmek için.

Kitaptan Alıntılar

" O kafeye tesadüfen girmediğimi fark ettim; en önemli karşılaşmalar, bedenler daha birbirini görmeden ruhlar tarafından hazırlanır."

" Boğmaya, unutmaya çalıştığımız duygulardan ne kadar uzaklaşırsak, onlar da gönlümüze o kadar yaklaşırlar."

" Aşkı yaratan, ötekinin varlığından çok yokluğuydu."

Beyaz Geceler - Dostoyevski

"Beyaz Geceler" Petersburg'un dört beyaz gecesinde yaşanmış sade ve derin bir aşkın öyküsü. Sokakta tanışan hikayelerini paylaşan iki genç birbirlerini çok iyi anlarlar, çünkü farklı mekanlarda aynı duyarlılıkla benzer şeyler yaşamışlardır. İkisi de birbirlerinin hikayelerinin cazibesiyle sarsılırlar. Fakat ne yazık ki Nastenka'nın hayatına girmiş ve ruhunu kuşatmış bir aşk vardır. Öyle olduğu için gerçekte öyküsü olan ve öyküsüyle hayata galip gelen o olur. Muhatabı ise zaten bütün ömrünü yaşanmış o dört geceyle sınırlamaya razıdır.

'Beyaz Geceler' Dostoyevski'nin zamanı, mekanı ve olay örgüsünü sınırlı tutularak kahramanların iç alemlerinde alabildiğine derinleştiği 'klasik' bir 'Dostoyevski romanı'.

Dostoyevski'den, dört gecelik bir aşkın öyküsünü sunuyoruz: Beyaz Geceler, Yaz mevsiminin en uzun gecelerinde yaşanan bir aşktır bu. Güneşin, akşamın çok geç vakitlerinde battığı, sabahın çok erkeninde doğduğu uzun gecelerin bir aşkıdır. Belki iki aşk demek gerekir. Nasretka'ya aşık düşçü kahramanın aşkıyla, bir başka delikanlıya aşık olan Nastenka'nın aşkı. İşte bu aşkları, insan ruhlarının derinliklerine girmeyi başararak anlatıyor Dostoyevski. Edebiyatın ölümsüz teması aşk'ı bir de Dostoyevski'nin bu güzelim uzun öyküsünden okuyun.

Ne uzun bir zaman dilimidir, yaşam süresince bir anlık mutluluk. Anlık mutluluklar değil mi hayatı boyunca zengin, bunca güzel, bunca yaşanılası kılan. Ayın başka türlü parladığı, aşkların ve terk edilmişliklerin başka türlü yaşandığı dçrt gecelik bir aşk hikayesiydi; ancak bir ömür boyunca o mutluluktan pay almayı ve o mutluluğu gizli bahçelerinde büyütmeyi bileceklerdi.

O yıllarda Rus yazar ve aydınları meşgul eden romantik ve hayalperest kahramanların yalın aşk duygusunu, sevgiliye inebilme gücünü, bir sevgiliyle birlikte yeni bir dünya düşleyebilme zevkini, yazarın duyguların müziğini özgürce ve kendi üslubu ile çaldığı bir aşk hikayesi. Ancak genç ve bakir ruhlarda yaşayabilen saf ve ulaşılması zor aşkların unutulmaz örneklerinden biri: “Beyaz Geceler”...